Son Dakika:

Veli Ünlü Kişisel Bilgi Paylaşımı Sitesi
Anasayfa | Haber Ara | Pafuli | Videolar | Yurtdışı Eğitim | Sitene Ekle | Bursbul |Güncel Haber | Eğitim Haberleri |

HABER ARA


Gelişmiş Arama

"Yengeç Oyunu": Öğrenci filmi mi?

Ali Özgentürk, bu sefer kendi sinemasının çok uzağında bir şeye kalkışıyor. Ancak işin ilginci, bu sefer ortaya çıkan şeyin 'film' olduğunu bile sorgulamamıza neden oluyor.

Kategori  Kategori : Sinema - TV
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 2215
Tarih  Tarih : 06 Nisan 2009, 14:23

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

1970'lerde Yılmaz Güney, Erden Kıral, Şerif Gören ve Zeki Ökten'in başı çektiği bir grup sinemacı, diğer ülkelerden esinlenerek 'Türk Yeni Dalgası' hareketini başlattı. Bu isimlerin arasına dahil olan Ali Özgentürk ise daha çok 80'lerde çektiği filmlerle dikkat çekti ve festivallerde ödüller aldı. Son 10 yılda ise yönetmenin eski bir sinema anlayışı benimsediği için gülünç duran filmlerine tanıklık etti. Aslında bu durumu çok da yadırgamamak lazım.

Zira 40'larda sinemaya giren bir yönetmen 1970'lerde (buna John Huston örneği verilebilir), 70'lerde sinemaya adım atan bir yönetmen ise 2000'lerde, özellikle bir süre ara verdikten sonra sinemaya dönerse, muhtemelen bu yolun yolcusu olur. Çünkü o kişinin gördükleri ile sinemanın o günkü gerekleri farklılaşmıştır. Zaten son 10 yıla baktığımızda o ekolden Erden Kıral ("Yolda" gibi), Zeki Ökten ("Gülüm" ve "Güle Güle" gibi), Şahin Gök ("Son Cellat") gibi isimlerin son filmlerinde düştükleri durumları görebiliyoruz.

Özgentürk de "Mektup" ve "Balalayka" ile bu isimlerin içine düştükleri durumdan mustarip olmuştu. Ancak 2004 tarihli "Kalbin Zamanı"nda bu 'eski durma' durumu o kadar ayyuka çıktı ki, dönem filminin içindeki zaman dilimi adına makyaj, olay örgüsü ve zeka konusunda ciddi derecede gülünç zaaflarla donatılmıştı yapıt.

"Yengeç Oyunu" da beklediğimiz gibi 'kamera arkasında sanki bir yönetmen yokmuş gibi' duruyor. Ancak işin ilginç tarafı, buradaki sorun eski bir yönetmenin kendini yenileyememesinden değil de, ucuza mal olmuş bir üniversite öğrencisi filmi gibi durmasından kaynaklanıyor. Özgentürk bu sefer çıtayı inanılmayacak kadar aşağıya çekerek karşımıza çiğ görüntüler, senaryosuz bir iskelet, yazılamamış karakterler, birbirilerini ilk kez görüyormuş gibi hareket eden oyuncular ve daha nicesinin toplamında ciddi anlamda 'amatör bir film'le çıkıyor.

HD geldi mertlik bozuldu

Bunun da ana sebebi elbette, son dönemde dijital kameraların piyasaya sürülmesiyle birlikte 'kolay ve ucuza film üretme' mantığının sinemamızı da hakimiyetine alması. Zira DV'yi çözünürlüğü düşük olduğu için kullanmaya cesaret edemeyen yönetmenler, Peter Greenaway ve Michael Mann filmleriyle sinemaya giren HD'yi rahatlıkla kullanıyorlar. Öyle ki bu sezonun Türk filmlerinden "Üç Maymun", "Hayat Var", "Ali'nin Sekiz Günü", "Gökten Üç Elma Düştü", "Avanak Kuzenler" ve son olarak da "Yengeç Oyunu"nun bu ucuz teknolojiden yararlandığını görebiliyoruz.

Ancak elbette bu filmlerdeki HD'yi kullanma nedenlerini; 'filmleri ucuza mal etmek için ve 'filmin yapısı gerektirdiği için' olmak üzere ikiye ayırabiliriz. "Gökten Üç Elma Düştü" ve "Yengeç Oyunu" bunlardan birincisine; diğerleri ise ikincisine giriyor. "Collateral", "Tulse Luper'in Çantaları", "Hayat Var" ve "Üç Maymun"da da gördüğümüz üzere HD, renkleri rahatlıkla içine alıp filtre gibi yalıtabilen bir kamera türü. Eğer üzerinde uğraşırsanız çok çığır açıcı sonuçlar alabilirsiniz.

Ancak Özgentürk, 'kolay kullanım' rahatlığının açmazına düşmüş sanki. Zira "Yengeç Oyunu"nda bütün sahneler, adeta o mekana elde tutulan HD kamera ile bir kere girilip yarım saatte çekilmiş gibi duruyorlar. Sadece mekanlar değil elbette. Mizansen üzerine filmden önce belki de bir saniye bile düşünmemiş Özgentürk.

Uzun lafın kısası, 70'lerin Ömer Kavur'u hariç tutarsak bütün Türk filmlerinde gördüğümüz 'basite odaklı görsel yapı' mantığını bu kafa yapısıyla yansıtıyor Özgentürk. Elbette elinde 35 mm olmayınca bu film grameri anlayışı daha da göze batıyor. Zira 'bir kere de halledeceğim' derken kamerayı gereksiz yere sallaması, oyunculara derdini anlatamadığının hissedilmesi, açı-karşı açı tekniği gibi basit kuralları benimseyememesi ve daha nice sorunlar boy gösteriyor.

Bu sebeple de "Yengeç Oyunu"nun herhangi bir görsel yapıya sahip olduğunu söylesek bile, dünyada çekilmiş bütün filmlere haksızlık yapmış oluruz. Çünkü sadece bir hikayesi var, görsel yapısı da o hikayenin sahnelerindeki mekanlara sokulan HD ile onun kameramanından ibaret. Adeta 'mekana git, sahneyi en kolay kavrayan açıdan çek' demiş Ali Özgentürk görüntü yönetmenine. En azından filmin verdiği izlenim bu.

Bir cümleden uzun metrajlı film çıkmıyor

'Hadi tamam görsel yapı, ucuz üretim nedeniyle böyle olabilir de, bu kadar acemi duran dramatik yapının sebebi ne?' diye soruyor olabilirsiniz. Bu noktada aslında Hollywood'un tür sinemasında herhangi bir zaman diliminde geçen bir cinayetin gizeminin aralanmasına uzanan 'cinayet araştırma filmi' formülüyle karşılaşıyoruz. Bu, belediye başkanlığına adaylığına koyan 'Yengeç' soyadlı bir adamın işlediği cinayetle ilgili bir durum. Ancak bu formülün, aslında filmin ana yapısının arka planına yerleştirildiğini söyleyebiliriz. Zira karakter olup olmadığını anlamadığımız Ayça İnci'nin canlandırdığı filmin merkezindeki Asya, öğrencilerini o ucu kapalı olayı araştırması için yönlendiriyor.

Yani Özgentürk, belli ki bir kısa hikayeden veya bir gazete haberinden yola çıkarak 'politikayla ilgilenen kişilerin yozlaşmışlığı' ile ilgili bir şeyler söyleyebileceğini düşünmüş. Ancak bunun çıkardığı sonuç, mantık boşlukları ve eğreti duran bir plan olmuş. Zira oyuncu yönetimi, acelecilik sebebiyle o kadar zayıf duruyor ki adeta sokakta rastlanan kişilerden 'bir dakika filmde görünür müsün? Ünlü olacaksın bak!' gibisinden sözlerle oyuncu olmalarının istendiğini hissediyoruz.

Akla Almodovar ile Özpetek'in melodramlarını getiriyor

Tabii Özgentürk'ün esas amacı Ferzan Özpetek ve Almodovar filmlerindeki aile dramlarını andıran bir şey yapmak. Bunun için de bir anne ile üç kızının melodramatik anlarına uzanıyor. Bu melodram ise, mesaj kaygılı diyaloglarla, bir esintiyle kırılabilecek bir dramatik iskeletle ve tek boyutlu karakterlerle ilerliyor maalesef.

Sonuç olarak, filmi yönetmenini bilmeden izlerseniz, karşınıza çıkan şeyin "At"ı çeken Özgentürk'ün filmi mi, yoksa üniversite eğitiminin son yılında tezini veren bir öğrencinin final projesi mi olduğu konusunda kararsız kalabilirsiniz. Bu sebeple de "Yengeç Oyunu", Yavuz Özkan'ın kariyerinin en eli yüzü düzgün filmi "Yengeç Sepeti"ne saygı duruşunda bulunsa da, Özkan'ın "Hayal Kurma Oyunları" gibi film grameri özürlü filmlerini getiriyor akla...

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et

Sinema - TV

En Çok Okunan Haberler

 

ÖNEMLİ LİNKLER














Veli Ünlü Kişisel Bilgi Paylaşımı Sitesi
RSS Kaynağı

Web Stats